Nesil さんのプロフィールNesil 'in bahçesiフォトブログリストその他 ツール ヘルプ

ブログ


Cola ile felakete götüren 60 dakika

Cola neden şişmanlatır?

İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın Cola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor:


İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü.


İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Cola’nın zararları hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.


www.barsakforum.com sitesinde yazan Prof. Dr. Karatay, ’kola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?’ diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı:

 

İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni
içinde bulunan ’fosforik asiddir’.

 

***İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.

 

***40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

 

***45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)

 

***60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.

 

***Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.

 

***Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.

 

***Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.


Hala cola içmek istermisiniz ?

Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda?

 


Maalesef sıkma portakal suyu yok!! Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha
gelmeyeceğinizi söyleyin..


Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda Cola, Fanta, Zero varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi suları da olsun.

 

alıntı internet medya

Yemekte doğru bilinen 11 yanlış

Yemekte doğru bilinen 11 yanlış

 

Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. Bunlar yanlış beslenmeye yol açıyor. Birçok insan, sağlıklı yaşamak için yemek seçimlerine özen gösterir. Çocuklar için seçilen yemeklerin protein ve mineral açısından zengin olmasına dikkat edilir.

 

Hastalandıklarında çeşit çeşit karışımlar hazırlanır ki çabuk ayağa kalkabilsinler. Aynı şekilde eşler birbirine, öğrenciler ev arkadaşlarına hastalandıklarında iyi bakabilmek için ellinden geleni yapar. Ancak sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz yiyecek ve içecekler bazen yanlış beslenmemize neden olabiliyor. Üstelik doğru bildiğimiz bu yanlışlar yalnız hastalık durumlarında yapılmıyor.

 

Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. Et yemeklerinin yanında ayran içmek, yemek arasında su içmemek, balı sıcak su veya sütle karıştırmak bunlardan yalnızca birkaçı. Bu yanlışların neler olduğunu öğrenmek isterseniz uzman diyetisyenler Turgay Köse, Dilara Koçak ve bilim doktoru Haluk Saçaklı 'nın tavsiyelerini okuyun.

 

Balık yanında yoğurt yememek:

Bilinenin aksine balık tazeyse yoğurtla birlikte yenilmesinde sakınca yok. Zehirlenmenin sebebi yoğurt değil, balığın içinde bulunan 'histamin' proteini. Bu madde yoğurtta da olduğundan, birlikte yenildiğinde vücuttaki 'histamin' miktarı artabiliyor ve alerjik durumu olan kişilerde kızarıklığa ya da kaşıntıya neden olabiliyor. Balığınızın tazeliğine güveniyorsanız, yoğurtla birlikte tüketmenizin hiçbir sakıncası yok.

 

Pekmeze yoğurt veya süt eklemek:

Genellikle anneler faydalı olduğunu düşündüğü için çocuklarına yedirdikleri pekmeze yoğurt veya süt katar ya da tam tersi süte pekmez ekler. Hâlbuki sütün içinde bulunan kalsiyum, pekmezde bulunan demirin emilimini azaltıyor. Demir, C vitamini ile birlikte tüketildiğinde emilim artıyor ve C vitamini demirin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlıyor. Bu sebeple pekmez, süt yerine portakal suyu ile karıştırılırsa çok daha faydalı olacaktır.

 

Et yemekleri yanında ayran içmek:

Et yemeklerinin yanında ayran içmek vazgeçilmez geleneklerimizdendir. Fakat yukarıda anlattığımız nedenden dolayı et ve ayranı ya da yoğurdu bir arada tüketmemek gerekiyor. Etteki demirin emilimini, ayrandaki kalsiyum azaltıyor. Eğer et yemeklerini de C vitamini ile birlikte yerseniz emilim artacaktır. Mesela et yemeğinin yanına, içinde maydanoz ve biber olan bol limonlu bir salata hazırlayabilirsiniz. Böylece C vitamini açısından zengin olan maydanoz, biber ve limon sayesinde etteki demirden maksimum fayda sağlarsınız.

 

Ispanağı yoğurtla birlikte yemek:

Ispanakta da demir vitamini olduğundan yoğurtla yememeniz gerekenlerden. Sadece ıspanağı değil, içinde demir olan yiyecekleri kalsiyumla tüketmeyin.

 

Yemek yanında su içmemek:

Birçoğumuz yemek yerken su içmenin kilo aldıracağını düşünürüz. Ne kadar susasak da su içmeyi yemekten 1-2 saat sonrasına saklarız veya yemeğe başlamadan içeriz. Kulaktan dolma bu inancın tersine yemek sırasında su içmek kilo aldırmaz, tam tersi iştahı yatıştırmaya yardımcı olur. Yalnızca sindirim sorunu olanlar yemek sırasında su içmemeli.

 

Aç karnına limonlu, sirkeli su veya greyfurt suyu içmek:

Kilo problemi olan birçok insan, aç karnına sirkeli, limonlu su veya greyfurt suyu içmenin zayıflatacağını düşünür. Suya eklenen limon veya greyfurt, C vitamini içeriği dolayısıyla, güne başlarken kendini iyi hissetmenizi sağlayabilir. Ancak bu uygulamanın ne yazık ki zayıflatıcı hiçbir etkisi yok. Hatta sindirim sisteminizde rahatsızlık varsa sirkenin zararlı etkileri de olabilir.

 

Zeytinyağı, katı yağlar gibi kilo aldırmaz:

Zeytinyağı kalp ve damar sağlığı için faydalı olsa da kilo yapma bakımından diğer yağlardan farksız. Zeytinyağı da olsa margarin de olsa bütün yağların 1 gramı 9 kalori enerji veriyor. Yani zeytinyağı da gereğinden fazla tüketildiğinde kilo yapıyor.

 

Balı sıcak sütle karıştırmak:

Kendimizi biraz kötü hissettiğimizde, grip olacağımızı düşündüğümüzde hemen aklımıza gelir sıcak suya bal ve limon karıştırıp içmek. Sıcak sıcak içmeye önem verdiğimiz bu karışımın boğazlarımıza iyi geleceğini düşünürüz. Sıklıkla yaptığımız bu yanlış, aslında baldaki protein, mineral ve enzimlerin kaybedilmesine neden oluyor. 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalan bal, tüm besin değerini yitiriyor ve sıcak suyun, sütün ya da çayın içinde yalnızca tatlandırıcı işlevi görüyor. Bu nedenle balı ılık su, süt veya meyve suyu ile tüketmeye özen gösterin.

 

Kolesterolü artırır diye yumurta yememek:

Yumurta anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağı olarak kabul edilir. Bu sebeple hiçbir sağlık problemi olmayanlar günde 1 yumurtayı rahatlıkla yiyebilir. Kolesterol, şeker veya tansiyon gibi problemi olanların haftada 2 yumurta tüketmesi daha uygu. Yumurtayı haşlama olarak yiyebileceğiniz gibi menemen, omlet, çılbır şeklinde 1 tatlı kaşığı yağ ile tüketebilirsiniz.

 

Kepek ekmek ve light ürünler, kilo aldırmaz:

Kepek ekmeğinin kalorisi, beyaz ekmeğe göre biraz daha az olduğundan, kadınlar genellikle kepek ekmek yemeyi tercih ediyor. Ancak kepek ekmek ile beyaz ekmek arasında çok büyük bir kalori farkı yok. 'Nasılsa kalorisi az' diye kepek ekmeğini fazla tüketenler ise zayıflamak yerine kilo alıyor. Aynı şekilde üzerinde light yazan yiyecek ve içeceklerin tüketimlerine de dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bu ürünlerin içinde şeker olmamasına rağmen yağ, un, tuz gibi lezzet veren öğeler var.

 

Yemekten hemen sonra meyve yememek:

Yemekten sonra meyve yenilmesinin yağlanmaya sebep olacağı düşünülür. İkinci tabak yemek yerine, bir porsiyon meyve (1 elma, 1 portakal, 2 mandalina veya 1 armut ) yemek daha az enerji alımını yani daha az yemeyi sağlar. O nedenle yemek sonrası doygunluk sağlanamıyorsa, aşırıya kaçmayarak meyve yenilebilir. Ancak her besinin aşırı tüketilmesi yağ olarak depolanmasını artırır.

 

 

 

 

 

alıntı : internet medyasından ...

Kız kulesi ve Nazım

1827 yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında bir cocuk dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile icinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gonderilir. Daha sonra gemilerde miço olarak çalışır. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle İstanbul'a giderken henüz 12 yaşındadır.

Gemi İstanbul'a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek kaçar. Kendisini kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini söyler. İki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. Ama Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdulhamit döneminde paşa unvanını alır.

Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlasması'nda Osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur. Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsca ve Arapca dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur. Pasa'nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur; Celile.

Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nazım Hikmet!

Görüldüğü gibi Karl'dan Nazım'a uzanan hikayenin gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin her zaman hikayeleri vardır. Eger Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı, Nazım olmayacaktı..

Sunay AKIN

KUVAYİ MİLLİYE ŞEHİTLERİ

KUVAYİ MİLLİYE ŞEHİTLERİ
 
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
 
Nazım Hikmet 1959

Ergenekon komedyası

Ergenekon Savcılarının Bittiği Gün .....!

İşte detaylar...

 

06.11.2008tarihli Ergenekon davası duruşmasında çok önemli sahneler yaşandı. Henüz savunmalara geçilmediği halde, dar biçilen elbisenin dikişleri daha şimdiden öyle bir patlamaya çatlamaya başladı ki, Türk hukuk sisteminin bu skandalı nasıl toparlayacağını merak etmeye başlamakta fayda var .

Gazeteci Vedat Yenerer’in avukatı Vural Ergül, iddianameyi son derece teatral bir tarzda, ses vurgularını abartarak ve keyifle okuyan Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in tabiri yerindeyse, fiyakasını çok fena bozdu..

Şöyle ki :

Sayın Savcı, kendisini kaptırmış bir şekilde bin 763. sayfayı falan okuyordu ki, Vural Avukat söz aldı ve “ Sayın Hakim, izninizle sayın savcılara sıcağı sıcağına bir şey sormak istiyorum. Yazılı veya sözlü olarak verecekleri her cevap peşinen kabulümdür. İddianamenin bazı bölümlerinde neden mavi, kırmızı renkler, boldlanmış büyük harfler falan kullandılar ? Neyi vurgulamak istediler ? Böyle bir yazış tarzına kim karar verdi?” diye sordu…

Savcılar şaşkın…

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, iddia iddia makamının soruya verecek cevabı olup olmadığını sordu. Mehmet Ali Savcı ile Nihat Savcı birbirlerini baktılar; sonra Mehmet Ali Savcı duyulur duyulmaz bir sesle, “ Cevabımız yok ” dedi..

Başkan Şengün, Avukat Ergül ’e dönüp “ Cevap yok ” diye tekrarladı. İşin peşini bırakmaya niyetli görünmeyen genç avukat ısrar etti: “ Kim yapıyor iddianamedeki bu renklendirmeleri ? ”

Bu arada, kendisini toparlama fırsatı bulan Pekgüzel, “ İddianameyi biz de kâğıt üzerinde siyah-beyaz görüyoruz, renk falan yok ” karşılığını verdi.

Bunun üzerine Vural Ergül, önündeki bilgisayarı kucaklayıp ( aynı bilgisayar savcılarının önünde de var )  “ Bakın, görüyor musunuz şu mavileri, kırmızıları… Kim ve neden yapıyor bunu ? ” diyerek savcılara doğru döndürdü.

Savcılar yine birbirlerine baktılar. Pek güzel, dijital ortamda tutanak tutmakta olan katiplere bakarak, yine duyulur duyulmaz bir sesle, “ Herhalde arkadaşlar yapıyorlar, bilemiyorum ” gibi bir şey mırıldandı. Aniden böyle bir suçlamanın altında kalan zabıt kâtibi çocuğun gözleri faldaşı gibi açıldı, o da yanındaki arkadaşına baktı şaşkın şaşkın…

Avukat Vural Ergül ’ün bu garabet durumu gündeme getirmesinin bir nedeni var. Bazı avukatların iddiasına göre -ki bunu duruşmada da gündeme getirdiler- Ergenekon iddianamesini savcılar yazmadı!

Evet, çok önemli bir iddia bu…Peki kim yazdı? Yine avukatların iddiasına göre, “ Emniyet ’te yazıldı…”

Savcıların iddianamedeki renklendirmelerden habersiz olduğu ortaya çıkınca, Avukat Ergül, “ Savcılar iddianameden habersiz !” diye bağırdı.

Ergül ’ün kayıtlara geçen bu sözlerine Savcılar, “ Bu bize hakarettir, ne demek iddianameden habersizler ” falan diye kıyameti koparmadan yine birbirlerine baktıktan sonra iddianameyi kaldığı yerden okumaya devam ettiler…

Bir diğer şaşırtıcı itiraz da sanık Mehmet Murat Yücel ’in avukatından geldi. İddianamede, “ eski özel harekâtçı ” olduğu belirtilen ve “ örgütün ” polis ve istihbarat içindeki bağlantısı olarak uzun uzun anlatılan Mehmet Murat Yücel, bırakın özel harekâtçı olmayı, Özel Harekat Birimi ’nin önünden bile geçmemiş…

Peki neymiş mesleği sanığın ?

Bunu da avukatı ve duruşma salonunda bulunan yakınları açıkladı:

Beden eğitimi öğretmeni!

Evet, “ Ergenekon terör örgütünün polis içindeki bağlantısı, eski özel harekâtçı ” olarak sayfalarca anlatılan sanık aslında beden eğitimi öğretmeniymiş !

Savcılar buna da sessiz kaldılar. Başkan Şengür de ne diyeceğini bilemedi…

Daha neler olmadı ki...

Sanıklar ve müdafileri tarafından daha sorgulara geçilmeden ortaya atılmaya başlanan somut çelişkiler, aslında davayı başlamadan bitirdi. Bu dava artık hukuken değil, tamamen siyaseten sürüyor…

Dünkü duruşmadan tarihe geçecek anektodları aktarmaya devam edelim:

Sanık Nusret Senem: “ Bilgisayar ortamında tutulan tutanaklarda üçüncü kişinin anlatım ifadesi kullanılıyor. Bu kesinlikle yasalara aykırı; tutanaklar hakimin dilinden yazılmalıdır. Bütün detaylar kelimesi kelimesine kaydedilmelidir. Özetleme dili kullanılıyor. Ayrıca, tutanaklar savunma tarafına verilmiyor, bu tutanaklara anında sahip olmak bizim savunma hakkımızdır. Ses ve görüntü kayıtları aynı gün bize verilsin ”

Sanık Kemal Kerinçsiz: “ 9 no ’lu gizli tanık Osman Yıldırım’ın gizli tanık ifadelerini istemiştim, savcı gönderdi..

Ancak, bana verilen yazı, gizli tanığın detaylı ifadeleri değil, sadece bir üst yazı. Zekeriya Öz’ün imzasını taşıyan bu üst yazıda, ‘ifadenin kayda alınmış halinin çözümlerinden elde edilen metinler, soruşturma sürdüğü için gizlilik nedeniyle sunulamaz’ deniliyor. Savcı Öz, kendisini mahkemenin üstünde mi görüyor. Yıldırım’ın ifadelerini mahkemenize göndersin, mahkemeniz gerekli görürse bazı bölümlere gizlilik tedbiri uygulayabilir. Savcı Öz mahkemeden delil mi saklıyor?

Ayrıca, burada sayın savcılar, Tuncay Güney için “ şüpheli firari ” sıfatını kullandılar. Demek ki hakkında açılmış bir kamu davası yok..

İşin merkezinde yer alan bu kişi için ‘yeterli şüphe yoktur’ zannıyla mı dava açılmıyor? İddia makamı bu soruşturmayı neden özenle Tuncay Güney’den uzak tutuyor? Aralarında gizli bir anlaşma mı var?”

Sanık Hayrettin Ertekin: " Cezaevi yönetimi beni zorla psikiyatri servisine götürmek istiyor. Gece uyurken elimi kolumu bağlayıp götürmeye kalkışıyorlar. Benim psikolojik sorunum yok, kalp ve tansiyon sorunum var. Beni neden zorla Silivri’de bir bayan psikiyatriste götürüyorlar ? İfadem sırasında bana zorla bir belge imzalatmak istediler, sol kulak zarımı patlattılar, bana imzalatmak istedikleri belge, Susurluk raporunun bir bölümüydü…"

Sami Hoştan ’ın avukatı: " Sayın Başkan, müvekkilim hakkında dosyada 4 adet silah bulunduğuna dair zabıt var…Zabıt var da Sayın Hakim’im, silahların kendisi yok! Acaba bu silahlar nerede ? Silahların bulunmasını talep ediyoruz…"

Muzaffer Tekin ’in avukatı: " İddianamede, Muzaffer Tekin’in örgüt içinde ‘ Zafer ’ kod adını kullandığı öne sürülüyor. Muzaffer Tekin ’in 25 yıl önceki düğün davetiyesini dosyaya sunduk. Burada damadın ismi Zafer Tekin olarak geçmektedir. İnsanın aile içinde kullanılan isminden kod isim olur mu ?

Sanık Kemal Kerinçsiz: " İddianamede, hükümeti yıkmak adına katıldığım ileri sürülen hangi izinli gösteriler hakkında soruşturma açıldığını sormuştum, bu konudaki resmi yazı Emniyet ’ten geldi. Bu yazıya göre, burada hükümeti yıkmaya çalışmakla suçlanan 86 kişiden sadece 3 kişi yani, Doğu Perinçek, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol hakkında toplam 5 soruşturma açılmış. Bunların hepsi de takipsizlik veya beraatle sonuçlanmış..Bu nasıl hükümet yıkmak ? "

Duruşmaya ara verildiği sırada, tutuklu sanıklar arasındaki en renkli simalardan biri olan Doç. Dr. Emin Gürses, kendine özgü laz şivesiyle yaptığı konuşmalarla jandarmaları bile güldürdü. Avukatlara, “ Ne tahliye talep edip duraysunuz uşağım, savunma yapulmadan tahliye mi olur da ? Burada 9 ay tutmişlar benu…öyle kolay pırakurlar mu ? ” dedi…Ev sahibinin cezaevi adresine “ tahliye ihtarı ” çektiğini söyleyen Gürses,“ Pen senun evunde oturmayrum ki, cezaevunde yatayrum da…Bana ne diye tahliye ihtarı çekeysun ” diye yakındı.

Gürses ’in yakınlarıyla sohbeti sırasında, tutuklu Emekli Orgeneral Hurşit Tolon hakkında söylediği bazı sözler de basına eksik ve yanlış yansıdı. Benim tanık olduğum bölümde Gürses aynen şöyle söyledi: ( İzninizle bu kısımda laz şivesi kullanmayacağım ):

“ İnsanların hayatlarını mahfettiler. Şener Eruygur canıyla uğraşıyor, bilinci yerinde değil. Kuddusi Okkır hayatını kaybetti. Tolon Paşa Kandıra ’dan buraya getirildiğinde psikolojik olarak büyük bir yıkımın içindeydi.. Sürekli “ Ben neden buradayım ” diye soruyordu. Allah korusun, intihar psikolojisi içindeydi. Koğuş arkadaşı Veli Küçük Paşa’nın destekleriyle kendini toparladı…”

Evet, Gürses aynen böyle konuştu. Bazı internet siteleri ve gazetelere yansıdığı gibi, “ somut bir intihar olayından ” değil, bir “ intihar psikolojisinden ” söz etti..

6 Kasım 2008 tarihli duruşmada olanlar özetle böyle.

Şamil Tayyar,yine “ Ergenekon davasının sulandırılmak istendiğini” yazmış. İddianameye ve duruşma salonunda olanlara bakıp böyle bir ‘ sulandırmayı ’ esas kimin yaptığını, elini vicdanına koyarak cevaplasın. Bir zahmet gelip duruşmaları da izlesin. İyi alıştı belge ve bilgi servisiyle köşe yazmaya…

 

Kaynak: Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat

http://www.internetajans.com/default.asp?nid=65691

 

değerli arkadaşlarım...yazıyı yorumsuz buraya aldım...yorum ve değerlendirme tamamen size ait...yalnız bana ait olan bir yorum var ki...

...zamanı gelince...bu ülkede birileri sadece akrabalarına kadar değil...kapıcılarına...odacılarına varıncaya kadar hesap verecek...hem de çok ciddi hesaplar verecek...bakalım ABD ve AB onları kurtarabilecekmi ?....

 Nesil 'in bahçesine gider

 

 

 

Bayramımız kutlu olsun...

85yıl

ayrıca Sn. Ertekin KAYA 'dan tüm dostlara güncel bir hediye....

http://www.bursa-bld.gov.tr/filmler/default.asp?video=zeybek

teşekkürler hocam...

 

85yıl2

Deniz Feneri Derneği

Başbakan, Deniz Feneri'ne adeta vergi dairesi statüsü verdi ve vergi toplattı!

Övünmeyeceğim ama hatırlatayım sadaka hortumculuğu sanığı Deniz Feneri Derneği yaklaşık iki ay önce Türk medyasında ilk kez bu sütunda afişe edilmişti.17 Haziran tarihli  yazımın başlığı şuydu:

- “AKP’nin 17 milyar dolarlık gıda bankaları rezaleti.”

Yazımda Deniz Feneri Derneği’nin bu rezaletin baş aktörü olduğu ısrarla vurgulanmıştı.
Çok satan gazetelerimizin yazarları tarafından da alıntılanan yazımda, Deniz Feneri ’nin topladığı büyük yardım artı vergilerle(!) seçim süreçlerinde AKP ’ye lojistik destek verdiği ortaya konmuştu.

İki aydır tekzip yemeyen ve açıklama almayan yazımdaki en ilginç ayrıntı, Deniz Feneri’nin yüzde yüz vergiden muaf olması ve de bunun altını kalın çizgilerle çiziyorum, bu derneğe adeta vergi dairesi statüsünün verilmesiydi.
Tekrar ediyorum yanlış okumadınız, AKP ile beraber Deniz Feneri dolaylı olarak mükelleflerin vergilerini topluyor ve bu paraları kasasına koyuyor. Olur mu öyle şey demeyin, AKP iktidarında bal gibi oluyor.

Peki sistem nasıl mı kuruldu?

Siz bir müteşebbissiniz ve kural gereği ödemeniz gereken vergiler var. Bunun için eskiden olduğu gibi vergi dairesine gitmeye gerek yok. Peki vergiyi yatırmanın başka adresi neresi mi?

Deniz Feneri Derneği.

Şaşırmayın; gidin Deniz Feneri ’ne, bağış diye bastırın  parayı, yatırdığınız miktar verginizden muaftır...
Diyelim ki bağış fazla oldu, vergi az. Endişelenmeyin AKP onu da düşündü. Siz yeter ki parayı devletin vergi dairelerine değil de Deniz Feneri’ne yatırın. Yapılan bağış eğer vergiden fazla olursa,o fazlalık kısım bir sonraki seneye mahsup ediliyor.

Bir başka rezalet ya da komedi bu işin bile istismara açık olmasıdır.

Diyelim ki siz Deniz Feneri’ne 100 milyar verdiniz, ama karşılığında 500 milyarlık bir makbuz istediniz ve aldınız ya da bağışı o şartta yaptınız! Ohhh ne âlâ!

Devlete ödemeniz gereken 500 milyardan güya Deniz Feneri’ne bağış yaptığınız için muafsınız!

Olamaz. Deniz Feneri aldığı vergilerin, pardon topladığı yardımların vergisini verir demeyin, zira öyle bir şey de yok. Deniz Feneri vergiden yüzde yüz muaf.

Heyhaaaat, ülke adına ölenler ve sakat kalanlar için kurulan Mehmetçik Vakfı ’na böyle bir muafiyet yok. Ama Deniz Feneri’ne var.

Söyler misiniz nedir bunun adı ?

Yapılan, devlete gitmesi gereken vergilere el konması ve bu paraların bir bölümüyle alınan gıda ve kömürlerle seçmeni AKP’ye kanalize etme çabası değil midir?

Bize göre sadece bu dolaylı vergi toplama yetkisini vermek bile AKP’yi Yüce Divan’a gönderir.

Eyyy muhalefet neredesin!

Ayda 9 milyar maaşa az diyen ey milletin vekilleri neredesiniz!

Her şeyi liderler mi yapacak, siz ne işe yararsınız, ne için oradasınız ?

Sizin işiniz sadece lidere bendelik mi ; neden bir araştırma yapmazsınız?

Bak Kemal Kılıçdaroğlu diye biri var, onu örnek alın !

Bu pısırıklığınızla AKP ’nin Truva atısınız haberiniz ola !

Ortalık pislikten geçilmiyor siz hâlâ oyunda oynaştasınız ?

Yazıklar olsun size !

 

Sabahattin ÖNKİBAR - Türkiye 'de YENİÇAĞ gazetesi - 13/09/2008

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=5154

 

 

Feto 'nun ....!

Feto’nun ‘Yeşil Kartı’...

Fethullah Gülen uzun bir süredir Amerika ’da yaşıyor; şimdi sürekli oturma izni sağlayan ‘ Yeşil Kart ’ almış...

Bölge Savcılığı “ çok büyük ticari holdinglerle desteklenen geniş ve etkili dini-siyasi bir hareketin lideri ” olduğuna ilişkin delilleri değerlendirerek Gülen ’i desteklemiş...

Bilindiği gibi Fethullah Fetoculuğun lideridir... Fetoculuk Nakşi tarikatının bir siyasal kolu demek...
*
Amerika ’nın BOP ’u ( Büyük Ortadoğu Projesi ) Türkiye ayağında tıkır tıkır yürüyor...

BOP ’un Türkiye ayağı nedir ?..

“Ilımlı İslam Devleti Modeli...”

Bu model tarikat ve cemaatlerin ağırlıklı olduğu bir tabana dayandığı için seçim sandığında tavana doğru yükseliyor...

AKP iktidarı yargıyı böldü, üniversiteler yönetimini ve Çankaya ’yı ele geçirdi...

Sıra Ordu ’da...

Kuzey Irak ’ta ABD Türk askerinin başına çuval geçirmişti...

Şimdi iş Ordu ’nun başına çuval geçirmeye kaldı...

*
Peki, bu işin içinden nasıl çıkılır, siyasal iktidarı biçimlendiren ve devleti ele geçiren Amerikancı dincilik nasıl durdurulur ?..

Güç bir soru...

Çünkü Türkiye ’de seçim sandığından her zaman Amerika’nın desteklediği siyasal parti çıkar...

Ancak son günlerde yapılan kamuoyu yoklamalarında AKP ’nin oy oranı az buçuk düşmüş gibi görünüyor...

Gerçek mi ?..

*
AKP yöneticileri ABD’ye bağımlı Türkiye’de şöyle düşünüyorlar:

- Tarikat ve cemaatlerin örgütlediği bizim halkımız laikliğe ve yolsuzluğa boş verir ; biz yerel seçimleri de aldık mı karşımıza kimse çıkamaz...

Ordu ’yu da teslim alırlarsa yeme de yanında yat...

İşte o zaman Fethullah Türkiye ’ye gelir, ortalık şenlenir...




İlhan Selçuk
PENCERE
17.10.2008

 

 

Ümraniye Lisesi Mezunlar Derneği Toplantı ilanı

 

Ümraniye Lisesi

Mezunlar Derneği

 

 

 

40.Yıl Buluşması

28 Kasım 2008

akşamı

tüm mezunlar birlikteyiz.

 

 

Salon Vals

 

Ümraniye, Atakent, Reşitpaşa Cad. 18

 

Davetiyeler ve bilgi için

0216 461 0732

0532 337 3756

0537 455 9559

Rakı adabı

AYDIN BOYSAN ’DAN RAKI TAVSİYELERİ

 

Rakı Masası Adabı

 

*Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve  muhabbet eşliğinde içmeli. Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır.

 

*Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir.

 

*Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır.

 

*Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür.

 

*İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir nefes alınır ki akciğerler de nasibini alsın.

 

*Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz.

 

*Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz.

 

*Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır.

 

*Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz.

 

*İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez.

 

*Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da  ( konmasa daha iyi olur ama ) buz konur.

 

*Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar...

 

*Rakıya buz koymak neden yanlıştır;

                Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar.

                İdeal karışım bozulmuş olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır.

 

*İçmeye başlamadan önce içki öncesi bir şeyler yenmelidir.

                Favori zeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller.

 

*Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım hoş geldiniz vs. falan diye. Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır. Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir.

 

*Rakı şalgam suyuyla içilmez!  Mezesiz de rakı içilmez.

 

*Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için.

 

*Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez.

 

*Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz.

 

*Bağıra çağıra, böğüre öğüre konuşulmaz...Sakin olmak, efendi takılmak gerekir...

                Önce kendine gel, sonra meyhaneye,

                Kalender ol da gir kalenderhaneye,

                Bu yol kendini yenmişlerin yoludur,

                Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye...


*Rakı bardağı boş beklemez... evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır.

 

*Usul, adap bilen en genç kişinin saki ( *farsça; kadeh sunan ) olması adettendir,  büyüklere  ( ki büyüklük kavramı orada anlam bulur ) sakilik yaptırılmaz... ev sahibi olsa bile.

 

*Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir.

 

*Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir, bunu fark ettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da

izin isteyip kalkıp gitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terk etmeyin.

 

*Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz...

 

*Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler  ( masada kibar hanımefendiler olsa dahi ) olmaz.

 

*Her nevi ızgara balık  ( lüfer, çupra, levrek, istrongilos ) uğurlu yemeği, hususi nihavent ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi, akordeon, keman ve ud uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlu cl'si 70'dir.

 

*Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir. Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir.

 

*Yani hem anlatır hem dinler... Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır.

 

*Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir.. .

 

*Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem de diğerlerine karşı aynı saygıyı göstermek zorundadır.

 

*Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir, aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır, yanlıştır.

 

*En büyük mezesi muhabbettir.

 

*Muhabbet konusu ' Bi ' kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı' gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi, ' Bu güneş niye hep doğudan doğuyor, batıdan batıyor? '  gibi yarı-felsefi konular da olabilir.

 

*Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyağı süslemesi...

*Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini (* nefis, güzel...)  dengeler, damarlarınızı büzer, anasonla dost olur...

 

NEYMİŞ?
RAKI İÇMEK SANATTIR...

Aydın BOYSAN

İlginç bir Atatürk belgesi

 

The Economist'ten ilginç Atatürk belgesi

The Economist dergisi, "Atatürk, yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, toplu katledilmekten kurtardı" diye yazdı. Üstelik yazıyı, Erivan’daki Ermeni soykırımı müzesince toplanan ve müdürü Hayk Demoyan ’ın ortaya koyduğu belgeye dayandırdı.

The Economist dergisi, Erivan ’daki “ Soykırım ” müzesindeki belgelere dikkat çekerek “ Modern Türkiye ’nin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katledilmekten kurtardı” diye yazdı.

İngiliz dergisi, son sayısında Türkiye ile Ermenistan’ın yakınlaşma çabalarını değerlendirdiği “ Dost ve Komşu ” başlıklı analizinde “ İki tarihi düşman ” arasındaki ilişkilerde iyileşme umudunun doğduğunu vurguladı. Analizin başında Atatürk’ün Ermenilere yönelik tutumuna dikkat çekerek şunları yazdı:

“ Modern Türkiye’nin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katledilmekten kurtardı. Şimdiye kadar anlatılmayan ve herhalde bugünkü Türklerin birçoğu için bir sürpriz olacak bu hikaye, Erivan ’daki Ermeni soykırımı müzesince toplanan ve müdürü Hayk Demoyan ’ın ‘yakında sitemizde açıklanacak’ diye söz verdiği birçok belgeden biridir. ”

 

...açsınlar bakalım arşivlerini (!) daha ne belgeler...neler neler çıkacak acaba...? olayın arkasından çıkacak gelişmeleri ( yani hazırlanmış senaryoyu ) tahmin etmeye gerek yok...yorumu sizlere bırakıyorum...

...haberin devamı ve tamamı için tıklayınız 

...dostlarım, esen kalın...

Kİmi kandırıyorsunuz...şerefsizler...

Haysiyetsiz...şerefsizler...kan emici sürüngenler..ve dahi sülükler....
 
şimdi hikayemize başlayalım...ben Galatasaraylı olduğum için bu hikayede bunu kullanacağım....diğer takımların taraftarları bunun yerine kendi takımlarının adını kullanabilirler....
 
Efendim....
...bilindiği üzere Galatasaray 'ın birçok taraftar derneği var...bunlardan bir tanesi UltraAslan....bu dernek Türkiye Cumhuriyeti Yasalarında yer alan dernekler kanunu çerçevesinde kurulmuştur....merkezi Türkiye 'de dir. Derneğin kullandığı renkler, logolar, sloganlar hep Galatasaray temalıdır....en önemlisi gönüllerdeki ülkü, hedef aynıdır...Tribüne çıkıldığında söylenilen sözler...şarkılar...heyecan...tutku...sevinç...üzüntü aynıdır....tüm etkinlikler Galatasary adınadır...O 'nun zaferi, başarısı içindir...başka hedef...başka bir tutku yoktur....
 
birde....Almanya daki UltraAslan derneğini ele alalım....
 
bu dernekte....Alman Yasalarına göre kurulmuş bir dernektir....bu derneğinde kullandığı renkler, logolar, sloganlar hep Galatasaray temalıdır...en önemlisi gönüllerdeki ülkü, hedef aynıdır...
 
...tribüne çıkıldığında söylenilen sözler...şarkılar...heyacan...sevinç...üzüntü aynıdır...üm etkinlikler Galatasaray adınadır...O'onun zaferi, başarısı içindir...başka hedef...başka bir tutku yoktur....
 
....Galatasaray 'ın Türkiye deki maçlarında tribün düzenini Türkiyedeki Ultraslan derneği organize eder...pankartlar, şarkılar....vs.....Almanya daki ya daki maçlarda ise Almanya daki Ultraslan derneği bu işi üstlenir......
 
...her iki derneğin de aralarında " hukuki " bir bağ olmamasına rağmen....Ülkü aynıdır, hedef aynıdır....dillerdeki şarkı...ellerdeki bayrak aynıdır....tribünlerdeki heyecan, sevinç, üzüntü aynıdır..aynı gönüller vardır...her ikiside aynıdır....tek fark...farklı ülkelerin yasalarına göre kurulmuşlardır...aralarında gönül ve ülkü bağından aynıdır...
 
...imdiiiii....
...gelelelim konuya ; nerden çıktı bu hikaye...yok Ultraslan...ülkü...türkü...bayrak...slogan...falan...filan...
...ne olmuş ? aynıysa....cıh...cıh...cıh....
 
...bilindiği gibi geçtiğimiz yıl ortaya çıkan...Alman makamları tarafından ortaya çıkarılmış bir fener (!) yolsuzluğu söz konusu....her nedense bir anda tekrar ortaya sürüldü...aslında her dakika gündemde olması gereken bir konu olması gerekirken...üzeri taraflarca küllendirilmişti (!)....sessiz ve derinden kamuoyundan uzak tutulan bir gündemle kendi kendine ağır ateşte demleniyordu....birden bire ne olduysa (!) garip bir biçimde...şok bir vurguyla ortaya çıktı...
 
....konumuz neden şimdi tekrar ortaya çıktığı değil....iki çıkar çevresinin kapalı kapılar arkasındaki  çıkar çatışmasından olduğu bes belli..yalnızca detaylarını bilmiyoruz...ama kapının arkasında birilerinin daha önce de birşeyleri karşılıklı götürdüğü kesin...sadece gerçekleşme sürecindekidetaylarını bilmiyoruz o kadar....
 
...efendim, konumuz bu iki çıkar çevresinin aralarındaki az kıvamlı katı  " çiş " yarışması, çekişmesi değil....ortada kullanılan dublör...dublör....hani filimlerde " esas oğlanın " yerine dayak yiyen, tehlikeli sahnelerinde hayatını ortaya koyan...dublör....kötü bir şey olduğunda  onun başına bir şeyin geldiği gizli tip...şamar oğlanı da denilebilir...
 
....dublörümüz malum " .....fener derneği " dir....
 
bilindiği gibi sahip olduğu TV kanalı sayesinde yaptığı yardım (!) ları...insanlara salya-sümük senaryolarla sunup, vicdan ve duygu sömürü ile ayni-nakdi para toplayan ve bunların bir kısmını ihtiyaç (!) sahiplerine dağıtan bir dernek....diğer aslan payını da esas oğlana veren dernek...
 
...şimdi bu derneğin Almanya daki ayağındakiler cami duvarında yakalandılar ve içeri tıkıldılar...davaları sürüyor...aynı olay burada olamazdı...cemaatci...efendici kadro tarafından ibra edilirlerdi...olay patlayınca Türkiye deki dernek yöneticileri cart diye ortaya atladılar ve utanmadan sıkılmadan, hayasızca bir ifade ile şunu söylediler...geçen gün gene aynı nakaratı söylediler....
 
-bizim Almanya daki dernekle bir bağlantıımız, bir ilişkimiz yok...
 
ba...ba..ba...ba...bak sen...yok yaaaaa....vah ....vah....vah...tüh...olacak işmi....?
 
Bayrak aynı, logo aynı, slogan aynı, ülkü aynı, hedef aynı, ağızlardaki şarkı-türkü aynı....TV aynı, gazete aynı, efendi aynı, organizasyon aynı....aga nigi naga nigi aynı....
 
...ama...cami duvarında yakalanınca....
 
- bizim onlarla bir ilgimiz yok.... " yersen " ....
 
Uyanık Cumhuriyet çocukları bunu yemiyor...!
vatanseverler yemiyor...dürüst insanlar bunu yemiyor...!
kanında şerefsiz lokma damlası taşımayanlar yemiyor...!
Onuruyla emeğiyle, teriyle kazananlar yemiyor...!
devletten " hamili kart yakinimdir " kartı ile kredi almayan tacir, tüccar yemiyor...!
ürünün parasını yıllar sonra alabilen, tefeciye, bankacıya rızkının 10/9 unu veren bitik köylü yemiyor...!
 
kimler yiyor....kimler....
 
AB - ABD, Arap marka tasmalılar yiyor...
Şehitlik hakkı elinden alınanlar yiyor...
Oylarını bir torba kömüre, bulgura satanlar yiyor...
Haysiyetsiz, şerefsiz olanlar yiyor...
Yalakalar, sülükler yiyor...
Ailece yiyorlar, türlerince yiyorlar...
 
ama ne olacak....ama ne olacak....
 
ülkemizin ve insanımızın kaynaklarını ve kanını, inancını başkalarına satanların sonu çok feci olacak...
hayatları içerde yatma sürelerine yetmeyecek...ikinci, üçüncü kuşak zürriyetleri de içeride yatsa yetmeyecek...
odacılarına,  kapıcılarına varıncaya kadar yüce divanlık olacaklar...ama yarın, ama öbürgün...
 
kusacaklar...kusacaklar...kusacaklar...hiç merak etmeyin...
...sahip oldukları medya vitrinlerinde şimdiden öğürmeye, böğürmeye başladılar...
 
esen kalın demeye dilim varmıyor...
uyanık kalın...uyanık..
.yakında kusacaklar üzerinize pislik gelmesin...
ama gene de esen kalın...sevgili dostlar...
esen kalın...
 
bu millet bu memleket nice kusanları gördü...geçirdi...
 
 
 
 
 

Kimlik kaybında zorunlu işlem

Dikkat...önemli uyarı...

Kimliğini kaybedenlerin izlemesi gereken mutlak ve dahi...zorunlu bir bir işlem....

Bilindiği üzere 13.06.2003 tarih ve 2003/1 Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası İç Genelgesinde vergi kimlik numarasının sahte veya çalıntı nüfus cüzdanı ile alındığına dair mahkeme kararının, adli ve güvenlik makamlarınca, sahte nüfus cüzdanları ile vergi kimlik numarası alındığı yada yasalar gereği vergi kimlik numarasına tedbir konulması gerektiği bildirilen yazıların Bakanlığımıza gönderilmesi üzerine söz konusu vergi kimlik numarası ile vergi dairelerinde sicil işlemlerinin yapılmasının engellenmesi amacıyla vergi kimlik numarasının tasarruf yetkisinin kaldırılacağı belirtilmiştir.

Başkanlığımıza intikal eden olaylardan, gerçek kişilerin nüfus cüzdanlarının kaybolduğunu veya çalındığını belirterek kaybolan veya çalınan nüfus cüzdanları ile mükellefiyet tesis edilmesinin engellenmesi yönünde müracaatları olduğu tespit edildiğinden aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek görülmüştür.

...devamı için aşağıdaki bağlantıyı kullanınız... esen kalın...kimliksiz kalmayın...

http://www.gib.gov.tr/index.php?id=1079&uid=qortxeqxnlsbcohg&type=icgenelge

   

 

 

Tek başınalık / Behramoğlu

TEK BAŞINALIK

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü biri

Ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü bir öteki

Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü bir üçüncü

Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü yüzbinler

Ve tek başınalıklarını sürdürdüler

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü milyonlar

Milyonlarcaydılar

 

Ve tek başınaydılar

Bu arada birileri

Onlar adına

Karar vermekteydi

 

Tek başına olduklarını sananlar

Topluca ortadan kaldırıldılar....

 

 Ataol Behramoğlu

Bizimkiler ve Onlar ....!

ABD, Rusya Çin ve biz. ...

 

Gürcistan 'a askeri yardım vermek, Şota 'ya forma vermeye benzemez...

Rusya mangalında Amerikan maşasına kömür taşımak da, varoşa kömür taşımaya benzemez.

 

Türkiye 'nin başındakiler, Türkiye 'nin başını büyük belaya soktu.

 

Ama bunu yarın yazarız...Şota demişken, hazır... Spor yazalım bugün.

 

 

Pekin Olimpiyatı başladı. 5 tane maskotu var.

 

     Beibei.

 

     Jingjing.

 

     Huanhuan.

 

     Yingying.

 

     Nini.

 

Sevimli çizgi kahramanlar...

 

Dünya çocuklarının ilgisini çekebilmek için üretildiler. Biri balık, biri panda, biri antilop, biri kırlangıç, biri de alev... Hem 5 kıtayı sembolize ediyorlar, hem olimpiyat ateşini, hem Çin'in en meşhur 4 hayvanını, hem de doğa sevgisi, oyun, dostluk, neşe, iyimserlik gibi kavramları.

 

Çocuklar kolay ezberlesin, akılda kalsın diye, aynı hecenin iki kez tekrar edilmesinden oluşuyor isimleri... Bu isimlerin hecelerini tek tek, yan yana dizdiğinde şu cümle çıkıyor:

 

" Bei Jing Huan Ying Ni... "

 

Yani ?

 

" Pekin 'e hoşgeldiniz... " 

 

Çok hoş di mi ?

 

Bilimde, teknolojide, eğitimde, sanatta, sporda, kalkınmada dünyaya tur bindiren Çin 'in, çocuklarına sunduğu toplam sembol işte bu:  " Yaratıcı zeka "

 

Bush oradaydı.

 

Putin oradaydı.

 

Aliyev oradaydı.

 

Bizimki Bitlis 'teydi.

Geçti kara tahtanın önüne.

 

Aldı tebeşiri.

 

Çocuklarımızın geleceği için...

 

Milli eğitimin sembollerini yazdı:

 

Oku.

 

Düşün.

 

Uygula.

 

Neticelendir.

 

 

Baş harflerini yan yana diziyorsun :

 

ODUN !

 

Yılmaz ÖZDİL ‘den alıntıdır…teşekkürlerimizle paylaşıyoruz….

 

 

NASA arşivi

NASA görüntü arşivi bir tık ötenizde!

NASA'nın büyüleyici uzay fotoğrafları arşivi emrinize amade. İşte dev arşive ulaşmanın yolu...

Dünyadaki yaşamla ilgili görüntüler ve fotoğraflar arıyorsanız çok sayıda internet sitesi bulmanız mümkün. Ama eğer evrenle ilgili resimlerin peşindeyseniz NASA'ya başvurmalısınız. Artık Internet Archive kurumu ile ortak çalışmaları sayesinde NASA'nın resim ve video arşivine ulaşmak çok daha kolay. İçinde 21 NASA resim koleksiyonu bulunan ve büyük bir veritabanına sahip "NASA Images" web sitesi geçtiğimiz hafta açıldı.

Önümüzdeki 5 yıl içinde siteye milyonlarca fotoğraf ve binlerce saatlik video görüntüsü eklenecek. İlk açıldığı günlerde büyük bir yoğunluk yaşandığı için site oldukça yavaş. Ama ileride "NASA Images" uzay meraklıları için vazgeçilmez bir kaynak olacağa benziyor.

Nasa Images'a ulaşmak için
buraya tıklayabilirsiniz.  Esen kalın ...
 

Virus uyarısı !!!

 

Bu virüsten kurtulmak çok zor !

Trojan-Downloader.JS.Small.js:

 

En hızlı yayılan zararlılardan biri.

İnternette dolaşan yeni trojan hızla yayılıyor. Üstelik bu trojanla kurtulmak hiç de kolay değil.
Son birkaç gündür internet üzerinde dolaşan zararlı kullanıcıların bir numaralı belası olmaya başladı. Kaspersky tarafından " Trojan-Downloader.JS.Small.js " olarak tanımlanan zararlı, ağ üzerindeki bir PC 'ye bulaşarak bu PC 'yi sistemde Gateway olarak gösteriyor. Diğer bilgisayarlar ise Gateway olarak gördükleri bu PC üzerinden internete bağlanmaya çalışıyor. Tabi bu durumda virüs de internete bağlanmak isteyen PC'ye direkt olarak bulaşmış oluyor.

Zararlıdan etkilenen PC 'ye format atılsa bile, ağa bağlanıldığı an virüs tekrar sisteme bulaşıyor. Virüsten kurtulmanın yolu ise, ağ üzerinde bulunan ve zararlıdan etkilenen tüm PC 'leri tespit etmek ve zararlıyı silmek, daha doğrusu bu sistemleri formatlamak.
 
alıntı / haber CHIP ONLINE
 
 

oha! elektriğe %21 zam!

 

 

Image Hosted by ImageShack.us


Elektriğe %21 zam yapıldı, yılbaşından bu yana yapılan zam %42’yi buldu. Bu da yetmiyormuş gibi otomatik fiyatlandırma dümeniyle Ekim ayında %10’luk zam daha bekleniyor.

Hükümet zammın gerekçesini artan petrol fiyatlarına bağlayarak zorunlu olduğunu savunurken borsada işlem gören elektrik şirketleri yalnızca ilk çeyrekte, yani yılın ilk üç ayında 26 milyon dolara kadar varan net karlar açıkladılar. Bu da elektriğe yapılan zammın artan petrol ve doğalgaz fiyatlarıyla hiçbir ilgisi olmadığını açıkça ortaya koyuyor, Türkiye’de elektrik üreten şirketler, hala dünyanın en karlı enerji şirketleri arasında.

Basit bir dille anlatmak gerekirse, bu şirketler petrol ve doğalgaz fiyatlarının artmasına rağmen elektriği 10 liraya mal edip devlete 20 liraya satıyor. Elektrik zammı, işte bu şirketler tarafından cebe indirilen 10 liralık farkı tüketicilerden çıkarmak için yapıldı ve hükümet bir kere daha halkın değil sermayenin hükümeti olduğunu ispatladı. Artan petrol fiyatları enerji üretimini zarara sokmuş olsaydı, bunu söz konusu şirketlerin bilançolarında görebilirdik lakin göremiyoruz. Ama ücretli çalışan herkesin aylık bilançosunda net bir şekilde görebileceğiz.

Halkı değil sermayeyi koruma içgüdüsü, Tayyip Erdoğan’ın seçimlerden önce oy toplamak için yaptığı “Elektriğe Hiç Zam Yapmadık” sloganını da böylece ağzına tıkmış oldu.

 

Yeğenim Duygu 'dan alıntıdır...ellerine sağlık...

ALLIANOI kült bir Anadolu yerleşimi...

 

Allianoi Nedir?

 

Allianoi 'nin küçük bir termal merkezi olduğu sanılmaktadır. Sıcak sudan bu dönemden itibaren yararlanılıyordu. Helenistik Çağ 'a ait sadece birkaç arkeolojik ve nümizmatik eser ele geçmiş olmasına rağmen Allianoi merkez yerleşiminde Helenistik mimariye rastlanılmamıştır. Roma İmparatorluk Dönemi'nde ( İ.S. II. Yüzyıl ) kült merkezinde, Anadolu 'nun pek çok merkezinde ve Pergamon 'daki Asklepieionda olduğu gibi büyük bir bayındırlık faaliyeti yaşanmıştır. Kült merkezinde mevcut binaların büyük bir kısmı bu döneme aittir. Ilıcanın yanı sıra, köprüler, caddeler, sokaklar, insulalar, geçiş yapısı, propylon, ve nympheum bu dönemde planlanır…

  

 

 

Devamı için … ALLIANOI

 

  

 

Arkan güçlüyse ötersin

Denizli 'de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuşlar...

 

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş...Tabii ekipte ne uyku ne de huzur bırakmıyormuş... Sonunda sabırlar tükenmiş...Susturmak için başlamışlar horozu kovalamaya...

 

Horoz önde… Gençler peşinde...

 

Mahalle arasına dalmışlar... Kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

 

Hey, evlatlar!... Bu zavallı horozu niye ürkütüyorsunuz ?...

 

        - Dede, sabahın köründe ötmeye başlıyor, kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden başını keseceğiz !...

 

        - Yazıktır evladım yapmayın !... demiş ihtiyar,

      bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da rahatsız etmez sizi...

 

Gençler bunun üzerine kovalamayı bırakmışlar.

 

Ertesi sabah, hafif "gak - guk" sesleri dışında horozdan kayda değer hiçbir ses çıkmadığını görünce de şaşırıp dedeye koşmuşlar:

 

        -Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin ?...

 

İhtiyar gülmüş…

 

       - Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, gerisi tutmuyor ki kuvvet alsın... Ancak "gak - guk" edebiliyor...

 

        Kıssadan hisse:

 

      Arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin.

      Arkan bir gevşemeye görsün, ancak "gak-guk" edersin...